24 Kasım 2009 Salı

kadın ol



uzun uzun düşündüm terapi maceralarımı yazsam mı buraya diye ve sonunda "neden olmasın?" dedim kendi kendime:)

önce kısa bir terapi geçmişi yazayım. efendime söyleyeyim, yıllardır bin tane dert atlatıp terapiye gitme ihtiyacı duymamış olan bendeniz kıçıkırık bir ayrılığı atlatmak için bilmemkaç seanstır terapiye gidiyorum. ha bi şikayetim var mı bu durumla ilgili? - yok!
hatta gayet mutluyum durumdan. yıllardır yaşadığım mutluluk takıntımın arkasında maskeli bir depresyon gizliymiş de haberim yokmuş. şu aralar iyiyim çok şükür. maskeyi attım. düz depresyonla da başa çıkma yollarını öğrenir gibi yaptım, düzelme yolunda emin adımlarla ilerliyorum:)

şimdi gelelim bugünkü terapi geyiklerine. Esas olarak terapiye başlama nedenim olan uykusuzluk ve kabus problemleri bu ara tekrar yoğunlaştığından dün gece 4te uyuyabildim. Sabah da uyanamadım haliyle. Kalktığımda randevuma yetişebilmemin mucize olacağı bir saat olmuştu. en gudubet sesimle taksi çağırıp, üstüme sokağa çıkılabilecek bir şeyler geçirip evden çıkmam 10 dk sürdü. bu arada ne elimi yüzümü yıkadım ne aynada yüzümü gördüm. Aynayla olan husumetimi dün yazmıştım zaten. NEyse pek sevgili terapistim beni o halde görünce bi miktar afalladı. Zira son görüşmemizden bu yana birsürü derin mevzu gelişmişti, biraz onlardan bahsettik. Sonra esas konu olan bu sümüklüböceklik mevzusuna geldiğimizde "kadın ol" dedi bana kısa ve öz olarak. Aynaya baktığımda gördüğüm oğlan çocuğunun kaynağının yine ben olduğumu dannn diye vurdu yüzüme sağolsun. Ve belki birçoğunuza biraz komik gelecek bir takım ödevler verdi:)

- haftada en az bir kez fön çektirilecek
- hafif bir makyaj yapılacak sık sık
- kırmızı oje sürülse fena olmaz
- elbise etek giyilse süper olur (en zorlanmayacağım madde bu galiba)
- kadın şarkıları dinlenilecek
- kadın filmleri izlenecek
- kadın hikayeleri okunacak
- arada bir topluklu ayakkabı giyilse fena olmaz.

bunlarla birazcık daha iyi hissedecekmişim. Bakalım yarın bir fönle başlayacağız harekete:D

1 iz bırakıldı:

Adsız dedi ki...

Vaktiyle bir arkadasım," hayatta en guzel sey; bir sumuklu bocek gibi kimseyi rahatsız etmeden kendi basına huzurla ilerleyebilmek ve arkanda pırıl pırıl parlayan bir iz bırakabilmektir." demisti. Kendisi ne kadar buna uygun davrandı bilinmez ama ben hep arkama bakmaya calıstım, acaba bu hayatta, hic olmassa bir kucuk sumuklu bocege benzeyebildikmi diye.
Sembolunuz cok guzel ve onemli bence, su an insanlagın umit bagladıgı yavas yemek ve yavas sehir projelerinin de sembolu oldu zaten.. Belkide onlarda bir zamanlar arkadasımla tanısmıslardı kim bilir. Kamil

Yorum Gönder